İçeriğe geç

Hamileler akşam 8’den sonra çalışabilir mi ?

Geceye Sarkan Mesailer ve İçimde Büyüyen Soru

Kayseri’nin akşamları soğuk olur. Yaz bile olsa rüzgâr bir anda keskinleşir, insanın omzuna görünmez bir ağırlık bırakır. O gün de öyleydi. Gün boyu ayakta çalışmıştım, ayaklarımın altı sızlıyordu ama asıl yorgunluk bedenimde değil, zihnimdeydi. Çünkü içimde sürekli dönüp duran tek bir soru vardı: Hamileler akşam 8’den sonra çalışabilir mi?

Bunu ilk kez o gün düşünmedim aslında. Ama o gün, bu soru birden bire benim hayatımın ortasına düşüverdi. Sanki bir taş gibi, sessiz ama ağır.

Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı severim. Yazdıklarım bazen kimseye gösteremediğim şeyler olur. O gün defterime sadece tek bir cümle yazmıştım: “İnsan, kendi yorgunluğunun içinde başka bir yorgunluğu fark edince değişiyor.”

Çünkü iş yerinde Ayşe vardı.

Ayşe’nin Sessizliği

Ayşe, bizim depoda çalışan bir arkadaştı. Sessizdi ama sessizliği rahatlatıcı değil, aksine insanın içine işleyen türdendi. Hamile olduğunu öğrendiğimizde herkes bir an duraksamıştı. O ise sadece gülümseyip “iyiyim” demişti.

Ama iyi değildi.

Bunu anlamak için doktor olmaya gerek yoktu. Akşam vardiyalarında nefesi biraz daha ağırlaşır, sandalyeye oturduğunda gözlerini kapatıp birkaç saniye sessiz kalırdı. O anlarda sanki dünyanın bütün gürültüsünden çekilirdi.

Bir gün mesai listesi panoya asıldığında gördüm: Ayşe yine akşam vardiyasındaydı. Saat 20.00’den sonra başlayacak bir çalışma.

İçimde bir şey sıkıştı.

Yanına gittim. Elimde olmayan bir cümle döküldü ağzımdan:

“Hamileler akşam 8’den sonra çalışabilir mi?”

Bana baktı. Gülümsedi. Ama o gülümseme yarım kaldı.

“Çalışmak zorundayım,” dedi.

O an içimde bir şey kırıldı. Sessiz, görünmeyen bir kırık.

Gece Vardiyasının Soğuk Gerçeği

Akşam 8’den sonra depo daha farklı olur. Gündüzün telaşı çekilir, yerini metal rafların yankısı ve floresan ışıkların solgunluğu alır. İnsan kendi sesini bile fazla duyar.

O gece ben de kalmıştım. Aslında kalmak zorunda değildim ama içimden gitmek gelmedi. Ayşe’yi tek başına bırakmak istemedim.

Saat ilerledikçe onun hareketleri yavaşladı. Kutuları taşırken nefesini tutuyor gibi görünüyordu. Yanına gidip yardım etmek istedim ama gururu vardı. Kabul etmiyordu.

Bir ara durdu, elini karnına koydu. Çok kısa bir an. Kimsenin görmediğini sanmıştı ama ben gördüm.

O an gözlerim doldu.

İnsan bazen bir şeyleri anlamak için yüksek seslere ihtiyaç duymaz. Bazen bir elin karnına dokunuşu, bütün dünyayı susturur.

İçimde Büyüyen Öfke ve Sessiz Bir İsyan

Kendi kendime kızdım. “Neden bu kadar normal karşılanıyor?” diye düşündüm. Bir insanın hem yaşam üretip hem de gece yarısına kadar çalışması neden bu kadar sıradan?

O an hayal kırıklığı hissettim. Sadece iş düzenine değil, hepimizin sessizliğine karşı bir hayal kırıklığıydı bu.

Ayşe’ye baktıkça içim sıkıştı. Ama aynı zamanda bir umut da vardı içimde. Çünkü o, tüm yorgunluğuna rağmen hâlâ gülümsüyordu. Hâlâ “yapabilirim” diyordu.

Belki de asıl güç buydu. Ama bu güç gerçekten bir seçim mi, yoksa zorunluluk mu, bunu ayırt edemiyordum.

Akşam 8’den Sonra Başlayan Asıl Hikâye

Saat 20.00 olduğunda depo daha da sessizleşti. Dışarıda rüzgâr şiddetlenmişti. İçeride ise sadece Ayşe’nin adımları vardı.

O sırada yanına tekrar gittim. Bu kez daha uzun konuştuk.

“Doktorun bir şey dedi mi?” diye sordum.

Başını hafifçe eğdi.

“Dinlen dedi. Ama dinlenmek için zaman yok.”

Bu cümle, günlüğümde defalarca yazdığım ama hiç duymadığım bir gerçekti sanki.

İnsan bazen bir başkasının cümlesinde kendi hayatını görür.

Ben o an kendi yorgunluğumdan utandım. Çünkü benim yorgunluğum geçiciydi, onunki ise sürekliydi.

Bir Molanın İçindeki Hayat

Daha Fazlası İçin: 8 haneli kart numarası ne anlama gelir ?

Gece yarısına doğru kısa bir mola verdik. Küçük bir odada çay içtik. O an Ayşe biraz rahatlamış gibiydi.

“Biliyor musun,” dedi, “insan en çok gece düşünür.”

Sessiz kaldım.

Devam etti:

“Bebeğim doğduğunda bu günleri hatırlamak istemiyorum ama unutabileceğimi de sanmıyorum.”

O an gözleri doldu ama ağlamadı. Ben ise içimden ağladım.

Çünkü o cümlede hem umut vardı hem de kırgınlık. Hem başlangıç hem de yorgun bir devam.

Kayseri’nin Soğuğunda Sıcak Bir Gerçek

Dışarı çıktığımda hava iyice soğumuştu. Kayseri’nin gecesi insanın yüzüne çarpıyordu. Ama içimde garip bir sıcaklık vardı.

Ayşe’yi düşündüm. Onun sessizliğini, kararlılığını, yorgunluğunu…

Ve tekrar o soru döndü zihnimde:

Hamileler akşam 8’den sonra çalışabilir mi?

Bu soru artık sadece bir merak değildi. Bir vicdan meselesine dönüşmüştü.

Değişmeyen Düzen ve Küçük Direnişler

Ertesi gün işe gittiğimde Ayşe yoktu. İzin almıştı. Birkaç gün dinleneceğini söylediler.

İçimde hem rahatlama hem de boşluk vardı. Çünkü onun yokluğu, geride bıraktığı ağırlığı daha görünür yapmıştı.

Mesai listesine baktım. Akşam vardiyası yine doluydu. Sistem değişmemişti.

Ama ben değişmiştim.

Artık bazı şeyleri görmezden gelemiyordum.

Bir gün öğle arasında yöneticimize bu konuyu açtım. Çok büyük bir konuşma değildi aslında. Sadece bir soruydu:

“Hamile çalışanlar için gece vardiyası biraz daha esnetilemez mi?”

Bana baktı. Klasik bir cümle söyledi:

“İşin gereği bu.”

Ama o cümle artık bana ikna edici gelmiyordu.

Çünkü işin gereği dediğimiz şeylerin içinde bazen insanın kendisi kayboluyordu.

İçimde Büyüyen Umut

Aradan günler geçti. Ayşe geri döndü. Daha dinçti ama hâlâ dikkatliydi.

Bir öğle arasında yanına gittim. Elinde küçük bir bebek patikleri vardı.

“Ördüm,” dedi.

O an içimde tarifsiz bir umut yükseldi. Çünkü hayatın devam ettiğini görmek, en zor günlerde bile insanı ayakta tutabiliyordu.

Ona baktım ve şunu düşündüm: Belki de her şey bir anda değişmezdi. Ama küçük adımlar bir şeyleri kırabilirdi.

Gecenin İçinden Doğan Soru

O gün defterime uzun bir şey yazdım. Ama en önemli cümle şuydu:

“Bir insanın yorgunluğu, sistemin sessizliğinde büyüyorsa orada sadece çalışma değil, yaşam da sorgulanmalı.”

Ve yine aynı soru:

Hamileler akşam 8’den sonra çalışabilir mi?

Bu sorunun cevabı artık tek bir kelimeye sığmıyordu. Çünkü mesele sadece saat değildi. Mesele insanın kendini ne kadar koruyabildiğiydi.

Sonra Hiç Bitmeyen Akşamlar

Zaman geçti. Hayat devam etti. Ama o geceyi unutmadım.

Ayşe’nin ellerini, gözlerindeki yorgunluğu, moladaki sessizliğini…

Kayseri’nin soğuk gecesinde, floresan ışıklarının altında geçen o saatleri…

Artık akşam 8 bana sadece bir saat gibi gelmiyor. Bir sınır gibi geliyor. Bir insanın dayanıklılığıyla sistemin beklentisi arasındaki ince çizgi gibi.

Ve her defasında içimde aynı his kalıyor:

Hayal kırıklığı… ama yanında küçücük bir umut.

Çünkü bazı sorular cevap bulmasa bile insanın içini uyandırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://betci.co/vdcasinoilbet.casinoilbet güncel girişBetexper giriş adresi güncellendibetexper.xyzelexbet giriş